Aidat Deyip Geçmeyin !Yazdır

Şehirleşmenin getirdiği sorunlarla başetmek için bir çok yasal düzenleme yapılıyor. Bunlardan birisi de Kat Mülkiyeti Kanunu... Vatandaşlarımızın anlayabileceği dille ifade edersek bir apartmanda veya sitede bir arada yaşamayı kurallara bağlayan kanun.

Apartmanda veya sitede bir arada yaşamanın getirdiği en temel sorunluluk, ortak kullanım alanları için yapılacak harcamalara katılımdır. Ortak kullanım alanlarına yapılan harcamalar, apartmanın elektrik, su parası, bahçe düzenlemeleri için yapılan genel harcamalar, kapıcı maaşı, asansör bakım onarım giderleri ve benzeri giderlerdir.

Kanun bu giderleri iki ana başlıkta toplamaktadır. Hukuki terimlerden kaçınarak anlatmak gerekirse, sürekli olarak yapılmak zorunda olan, olağan, sıradan harcamalarla, süreklilik arzetmeyen, daha büyük maliyetli yapım, onarım işlemleri gibi bir ayrımdan bahsedebiliriz. Örneğin, apartmanın elektrik ücretinin ödenmesi olağan bir harcama iken, apartmanın dış cephesinin boyanması, çatı izalasyonu yapılması gibi işler olağan dışı işlerdir.

Apartmanda daire sahibi olanlar, bütün bu giderlere katılmak ve kendi paylarına düşeni ödemek zorundadır. Bunu aidat ödeyerek yaparız. Olağan harcamalar, o apartmanda daire sahibi olan kimselerle, kiracı olarak oturan yani olağan harcamalardan istifade eden kimselerden tahsil edilir. Kiracıdan tahsil edilemeyen aidattan, mülk sahipleri yani daire sahipleri de sorumludur.

Kural olarak, kiracılar olağan dışı harcamalardan mesul tutulmazlar. Ancak uzun süreli kira sözleşmelerinde, kiracı ile mülk sahibi kendi aralarında bunun aksini düzenleyen bir anlaşma yapabilir. Ne var ki, kiracı ile mülk sahibi arasında yapılacak bu anlaşma, apartman yönetimini bağlamaz. Mülk sahibinin sorumluluğu kanunun getirdiği bir zorunluluktur.

Aidat borcunu ödeme yükümlülüğü, hukukumuzda ayrı bir yere sahiptir.  Aidat borcu, mülk sahibinin sıradan borçlarına benzemez.

Kanunumuz, aidat borcunu bir nevi "kamu alacağı" gibi görmüş ve ona özel bir nitelik vermiştir. Mülk sahibinin aidat borcu hususunda kanunumuz "kanuni ipotek" kuralını benimsemiştir. Yani, bir daireye isabet eden aidat borcu ödenmezse o dairenin üzerinde kanunen ipotek konulmuş olduğu kabul edilir. Bu nedenle, bir daireyi satın alan kimse, tapu kaydında yazmıyor olsa bile o daireyi mevcut aidat borçlarıyla devralmış olur.

Aidat borcu, icra takibine konu edilebilir. Bunun için apartman veya site yönetiminin karar alarak bir avukata vekaletname vermesi yeterlidir.

İcra takibi sonucunda aidat borcu ödenmezse, o daire üzerine haciz konulabilir ve hatta aidat borcu ödenmeyen daire icradan satışa çıkarılabilir.

Kanunun aidat borçlarına yüklediği diğer bir özel statü ise faiz oranlarıdır. Apartman yönetimlerinin, ödenmeyen aidatlar için her ay % 5 faiz işletme hakları vardır. Bu oran, kanunun aidat borçlarını ne derecede önemsediğini göstermektedir. Çünkü bu faiz oranı, ülkemizde uygulanmakta olan bir çok faiz oranından haylice yüksektir.

Sözün özü, miktarı küçük görüldüğü için önemsenmeyip ödenmeyen aidat borçlarınız başınıza çok ciddi dertler açabilir. Aidat borçlarınız yüksek faiz oranları sebebiyle ummadığınız bir miktara erişebilir, aidat borçlarınız sebebiyle dairenize haciz konulup satışa çıkarılabilir.

Bu nedenle, bir arada yaşadığımız alanlarda herkesin hakkına saygı göstererek aidat borçlarımızı zamanında ödemeliyiz.

Avukat Ali Aksoy

Henüz yorum yazılmamış.

Yorum yaz

Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.

Oylama

Sadece üyeler oylayabilir.

Oy verebilmek için lütfen üye olun ya da üye girişi yapın.

Henüz bir oylama yapılmamış.